Browsing Category

Düşünce

Blog, Düşünce

Potansiyelimizi Abartıyor Olabilir Miyiz?

01 Eylül 2018

Öğretmenlerin, tembel çocukların velilerine söylediği “zeki ama çalışmıyor” sözünün koca bir yalan olduğunu fark etmek için 20’li yaşlarıma kadar gelmem gerekti. “Prenses kızım, aslan oğlum” diye evlat sevmenin handikaplarını görmek içinse 30’lara varmak yetti. Çünkü, prenses ve aslan çocukların gençlik hallerine tanıklık edebiliyorsunuz.

Prensesler düşündükleri kadar eşsiz değil; aslanlar telefonda oyun oynuyor.

“Zeki ama çalışmayan” çocuk, zeki falan değildir. Gerçek anlamda zeki çocuklar çalışır. Çalışmak için imkân ve ortam bulamamak farklı problemlerdir. Ayrıca bütün çocuklar çok zeki olmak zorunda değildir. Büyüme çağında özellikle 6 yaşına kadar çocuklarımızın birer dahi olduğunu düşünürüz. Çünkü 2 yaşında YouTube’da reklamı atlarlar, 3 yaşında televizyonu açıp 4 yaşında kumandadan TRT Çocuk bile açabilirler.    Continue Reading…

Blog, Düşünce

Onaylanma İhtiyacımız Üzerine

28 Ağustos 2018

Genel olarak kabul etmediğimiz doğrudur ancak hepimizin başkaları tarafından onaylanmaya ihtiyacı vardır. Kimilerine göre, ister doğuştan gelen bir dürtü olsun, isterse kişilik bozukluğu; onaylanmanın gerçekliği reddedilemez. Sanattan, felsefeye, iş yerinden okul yaşamına kadar yaptığımız her şeyi diğer insanların “onayına” sunarız.

“Onaylanırsak” güzel, burada problem yok. Onaylanma’dığımızdaysa yaptığımız şeylerin pek çoğunun bir anlamı olmadığını düşünüyor olabiliriz. Bu bağlamda onaylanma konusu birçok disiplin tarafından incelenmiş bir konu.

Literatüre dayanmadan, tamamen bana göre; iki tip onaylanma var. Birincisi toplumsal, ikincisi bilimsel. İkisine de kısaca değineceğim.

Toplumsal onaylanmanın içerisinde aile ve sosyal çevre gibi gruplar sayılabilir. Bu gruplar günlük yaşantımızın bir parçası. Bilimsel onaylanma ise; akademik kanattan geliyor ve ne iş yaptığımızla yakından ilgili. Continue Reading…

Blog, Düşünce

İnsan Olmanın Çelişkisi ve Tutarsızlığı

13 Aralık 2017

İnsan olmak tutarsızlıktır. Bu tespit çoğu insanı rahatsız eder. Belki de doğamız gereği, başkalarının tutarsızlıklarını izlemek daha kolay gelir. Yine de bu tutarsız olduğumuz gerçeğini gizlememize yetmez. Sıradan bir gün içerisinde dahi onlarca defa tutarsız’ızdır. Örneğin; ofiste çay almak için masamızdan kalktığımızda kahve kokusuna yenik düşebiliriz. Veya bir lokantada sadece ana yemek için masaya otururuz ama arkadaşımız çorba içerse biz de bir tane söyleriz.

İş yerinden eve giderken kaç defa kendimize söz vermişizdir; “eve gidince kitap okuyacağım” diye. Kaç defa tutabilmişizdir peki? Hatta sevdiğimiz bir diziyi izleme planımız dahi çoğu kez yorgun göz kapakları tarafından sessizce imha edilmiyor mu?

Bunlar basit örnekler olabilir, “ne var yani” denebilir ama biraz daha sert örnekler de bolca mevcut. Sonuçta bize sempatik gelen değil; sarsıcı fikirler hayatımıza yön veriyor.

Muhtelif bir mecliste özel hayatın gizliliğine dair mükemmel bir nutuk attınız. Hatta modern insanı müthiş bir iştahla eleştirdiniz sonra aklınıza gelen özlü sözü Twitter’da bir güzel paylaştınız mı? Hatta ve hatta farkında olmayabilirsiniz ama çalışmalarını, ilişkilerini, gittiği yerleri ve başarılarını Facebook’ta paylaşmayan biri zihninizde pasif, işe yaramayan hayata katkı sunmayan biri olarak kodlanıyor. Üstelik bu anlayışımızı sosyal medyanın kişilik üzerindeki olumsuz etkisi üzerine konuştuktan sonra “bizim Ahmet de hiçbir kayda değer iş yapmıyor boş boş yaşıyor” diye cümle içerisine yerleştirebiliyoruz. Continue Reading…

Blog, Düşünce

Çocuğunuzu “Çocuğum” Diyerek Sevmeyin

27 Ağustos 2017

Uzmanlıklar çağındayız. Her işin, her şeyin uzmanı var. Uzmanlıkları belirleyen ise “deneyim” değil; akademik nosyon. Pozitif bilimlerde dahi -kendimce şerh düşebilirim ama- kabul edilebilir olan “akademik” alt yapı şartı, diğer bilimlerde neredeyse olmazsa olmaz görülüyor.

Akademik kariyeri boyunca öğrenciler, bir taraftan eğitim sistemini, okulunu ve hocasını eleştirirken bir taraftan da aynı sistemin parçası olmak için kıyasıya rekabet ediyor. Gün gelip “hoca” olunduğunda ise “uzman” saygınlığı apoleti doğal olarak takılıyor çiçeği burnunda hocalarımıza. Biz faniler de “üretilene” değil “unvana” bakarak saygıda kusur etmiyoruz.

Uzmanlıklar da pek tabii uzman görüşlerini getiriyor. Continue Reading…