Browsing Category

Edebiyat

Blog, Edebiyat

Fatura

27 Ağustos 2019

Faturaları hep bizim sokaktaki fatura ödeme merkezine yatırırdım. Sistemleri çökmüş. Yıl kaç olmuş hala sistemler çökebiliyor, hayret ediyorum. Bu sıcakta şimdi bankaya yürümem gerekiyor. Nerden baksan yarım kilometre yol var.

Ter kan içerisinde bankaya geldim. Biraz sıra beklesem sorun olmaz diye düşünürken 30 yaşında var yok güvenlikçi arkadaş yanıma geldi. Beyefendi isterseniz sıra numarası alın.

Bir fatura yatırıp çıkacağım arkadaş çok sağ ol.

Yine de sıra numarası almanız gerekir. Yoksa boşu boşuna beklersiniz.

Her şeyin sırayla olması aslında bir paradoks. Nedense felsefeciler bu meseleye hiç kafa yormamış. Neden sıra var? Adalet sisteminin bir çarkı mı sıra? Egemen güçler halkı hizaya sokmak için sırayı mı kullanıyor? Peki kaymakam gelse fatura ödemeye, ona da sıra numarası verirler mi? Sıra zayıf insanlar için üretilmiş bir dizginleme yöntemi mi acaba…

Continue Reading…
Blog, Edebiyat

Metruk Dükkân (Edebiyat Denemesi)

01 Nisan 2017

Bugün mahallemizde her gün yaptığım gibi -düne kadar terk edilmiş olan- metruk bir dükkânın önünden geçiyordum. Yenilenmiş. Camları belki 20 yıllık gazetelerle kaplıydı. Ara sıra geçerken durup okurdum, keyifli de olurdu. Her şeyin zaman karşısında ne kadar önemsizleştiğini, nelerin hararetle tartışılıp unutulduğunu ve kimlerin gözden sessizce kaybolduğunu günümüzle karşılaştırarak görürdüm.

Eski gazeteler tam bir hazine; şarkıcılar, futbolcular, siyasiler, ekonomiler, son teknoloji haberleri… Nereden geldiğimizi görmenin ve nereye kadar gidebileceğimizin ufak vesikaları.

Peki, bugüne kadar neden boş kalmış acaba burası?

Muhtemelen üzerine bir miras kavgası vardır ve miras kalan kardeşler aralarında anlaşamamıştır. Üç kardeş, babalarının malı üzerinde anlaşamayınca da terk edilmiş gibi kalmıştır mekân.

Continue Reading…

Edebiyat

Yazarın Ölümsüzlüğü I: Cervantes

19 Ocak 2014

Don Kişot bir asilzade; bir şövalyedir. Hayatı da hisleri gibi karışık; ne olduğundan, kim olduğundan kendi de emin değil. Kesin olan saplantısıdır şövalyelerle dolu hikâyelere. Okuduklarına uyanmak için kıvranır yatağında. “Seyahat” diyen de çıkmamıştır kendisine ama sabah atına atladığı gibi yola koyulur. Düşman kötülerdir ama o sadece kötülere değil; gerçekliğin demir perdesine de çeker kılıcını. Perdeyi yırtmak, yel değirmeni savaşçısı için elbette mümkün olmaz fakat açtığı gedikten yüz yıllar boyunca hayal dünyasının vadileri izlenir.

Cezayir’de esirlikten dört defa özgürlüğe kaçar. Beceremez; kaçmayı da ölmeyi de. Sonra İstanbul’dadır Cervantes, satılacaktır bedenlerin esir pazarında. Bekliyor alıcısını; kölesi olacağı köleyi. Nasıl kurtulmuş bilen yok; şans. Yaralıdır. Şükür ki zihninden değil sol kolundan. İtalya’da kanundan zor kurtardığı elini Osmanlı topundan kurtaramaz. Yetmez, iki de kurşun yüklenir bedenine.

Şairliği bırakıp kalem yerine kılıcı eline alan Cervantes, hiçbir savaş meydanına ait olamaz. Edebiyat kaçağını asker olmak yıldırır, dayanamaz insan öldürmenin kuşattığı duyguların cephesine ve neden sonra Don Kişot, Sancho Panza’yı da alır düşer yollara. Continue Reading…

Blog, Edebiyat, İnsan Kaynakları, İş Dünyası

Piyasa Değerimiz

02 Mart 2013

Büyük yazarlardan Dostoyevski’nin Cinler kitabında bir diyalog vardır. Bilenler hatırlar; ailenin dindar yönünü temsil eden kadın, inancın öneminden ısrarla söz eder. Karşısındaki roman kahramanı inancının maddi değerini sorar. Kadının “benim inancım parayla ölçülemez” cevabına karşılık, ana karakter “o zaman hiçbir değeri” yok diye yanıt verir.

1872 yılında usta yazar, batı düşüncesinin Rus insanına etkisini anlattığı eserde bu diyalog nedense çok sarsıcı gelmiştir bana. Tabii ki başımıza gelen her şeyin ve olası mutsuzluğumuzun sebebi “alçak kapitalist sistem ve onun yandaşları(!)” ama insan düşünmeden edemiyor bazı şeyleri. Continue Reading…